16 Haziran 2016 Perşembe

Mezun Olmuşuz!




                            Önünden geçtiğim her kafe ve otellerde mezuniyet kutlamaları görünce kendi mezuniyetim aklıma geldi.Son dakika bazı sorunların baş göstermesi nedeniyle özel olarak bir mezuniyet kutlaması yapamamıştık.Allah'tan okulumuz bizler için birer kutlama yapmıştı yoksa herkes mezuniyet fotoğraflarına bakıp maziyi anarken ben sadece seyirci olarak kalacaktım bu duruma.Benim için en gurur verici olay ise mezuniyet konuşmasını benim yapıyor olmamdı.Sağolsun arkadaşlarım bu işi benim yapabileceğime kanaat getirdiler.İşin tek zor yanı konuşmayı bir gece önceden yazmak zorunda kalmamdı.Çünkü hocamız sağolsun konuşmayı benim yapacağımı mezuniyetten bir gün önceden söyledi.Canı sağolsun,hep başımın üstünde tutarım.Hala konuşuyoruz hocamla.Fakat bana mezuniyet gününde yaptığını asla unutamam.Mezuniyet konuşmasını önüne getirdiğimde: 'SeRa,beğenmedim bu yazıyı.Senden çok daha iyisini beklerdim.Beni hayal kırıklığına uğrattın.' dedi.Başımdan aşağıya kaynar sular döküldü.Kutlamaya 2 saat kalmış,o kadar kısa süre içinde nasıl yazacaktım o konuşmayı.Merve'nin yanına gittim:'Hoca beğenmemiş yazıyı,ne yapacağım ben?' dedim.'Aslında güzel yazmışsın,neden beğenmedi ki?' 'Bilmiyorum,nasıl yazacağım şimdi ben yeni bir tane?' Ağlamamak için zor tutuyordum kendimi.Annem,babam,halam,babannem herkes gelecekti beni izlemeye.Üstelik konuşma yapacağımı da söylemiştim.Hoca ya benden yeniden yazmamı isteyecekti ya da 2 saat içinde başkasına yazdırıp ona okutacaktı.Her iki durumda çıkmazdı benim için.Sinirim bozulmasa yazardım belki bir şeyler fakat hocamdan bu tepkiyi beklemeyince,şaşkınlık ve öfkeyi aynı anda yaşıyordum.Hocanın yanına gittim:'Hocam ben yazamayacağım sanırım.' dedim. Dokunsalar ağlayacaktım o an.Hoca bir kahkaha patlattı:'Yavrum,sen de espiriden hiç anlamıyorsun.Konuşman çok güzel olmuş.Haydi hazırlan da prova yapalım.' Dumura uğamak böyle bir şey olsa gerekti.Bir dakika boyunca hareketsiz bir şekilde durduğumu hatırlıyorum.Sonrası zaten muallak.Mezuniyet bitene kadar ne yaptığımı ise hiç bilmiyorum.


                        Mezuniyetim iyi fakat bir o kadar da garipti.Umarım sizin mezuniyetiniz benimkinden daha iyi geçmiştir.Daha nice mezuniyetlere inşallah!

                   

Beklenen Kore Uyarlaması:Seviyor Sevmiyor



                         Bu diziyi uzun zamandır beklediğimi söylemeliyim.Acaba bizim senaristler ortaya nasıl bir karmaşa çıkarır diye.Fakat dizinin ilk bölümü beklentilerimin üstündeydi.Tamam,her sahne ama her sahne alıntı olabilir ancak yapılan kurgu çok da kötü değildi.Alıntı olmayan tek sahne, dizi saatini uzatmak için konulmuş havalimanı sahnesi olmuş olsa da onu bile sevdim.Tabii ki orjinal dizimizin eline su dökemez fakat nam-ı diğer Yiğit Balcı'ya ba-yıl-dım.Dizideki kadro acemi biraz.Yaz dizisi olması vesilesiyle sanırım.İlk çekilen sahnelerde biraz tutukluk yaşanmış olsa da hemen kapıvermişler rollerini.Ama 'Puzzle bile mi aynı?' demeden edemedim.Bizim dikizci noona burada 'ikinci kız'a dönüşmüş.İkinci kız demişken,yardımcı aktrisi de beğendim.Samimi bir role bürünmeyi başarmış.Dergimizin ismi de Go Flamingo'ya dönüşmüş.Siwon'un yerini kimse tutamazdı,tutamamış da zaten.Oğlan fazlasıyla zorlama oynamış.Kızı Kore versiyonundaki kadar çirkin yapmamışlar ama çok da gözüme batmadı.Fakat yazacağım yazı için afiş bulmak,yazmaktan daha çok vaktimi aldı.Bu da Türk dizilerine verilen önemin ne kadar dipte olduğunu gösteriyor.


                         Benim tavsiyem,eğer izlediğiniz hiçbir Türk dizisi yoksa (benim gibi) bu beğeneceğiniz ilk dizi olabilir.İlk bölümü izlemelisiniz en azından.İkinci bölüme kadar yüz bin defa yayınlanacağı için,rastlamak çok da zor olmayacaktır.


                          Benden bu kadar.Umarım hislerime tercüman olabilmişimdir.İyi seyirler!

10 Haziran 2016 Cuma

2016 Avrupa Şampiyonası-Fransa



                        Bu başlığı okuyanlar şimdi erkek muhabbeti gibi futbola saracağımı düşünüyorlardır.O muhabbete girecek kadar bilgi ve birikime sahip değilim fakat futbolu severim.Özellikle Türkiye'nin olduğu şampiyonaları daha çok...Biliyorsunuzdur mutlaka fakat ben gene de hatırlatayım.Bugün başladı Avrupa Şampiyonası.Pazar günü ise Türkiye'nin gruptaki ilk maçı var,Hırvatistan ile...Şimdi diyeceksiniz neden böyle bir konudan girdin yazıya?Amacım futboldan bahsetmek ya da Türkiye'nin bulunduğu gruptaki takımların değerlendirmesi falan değil.İstesem bile öyle bir değerlendirme yapabileceğimi sanmıyorum.O işin ehli Güntekin Onay'dan başkası değildir.Benim bu konu başlığı altında yazmamın asıl amacı,size eski Avrupa ve Dünya Şampiyonalarını,atılan golleri,yaşanılan sevinçleri bir parça olsun hatırlatmak istemem...


                       2008 Avrupa Şampiyonası'nı hatırlarmısınız bilmem...Semih Şentürk'ün son dakika golüyle,mucize gibi kazanılan o Çek maçını...Gol attıktan sonraki o yüzüğünü ne denli içten öpüşünü...Bütün takımın ona doğru nasıl koşturduğunu...Bizim evimizde nasıl çığlıklar attığımızı,yeri yerinden oynattığımızı,gecenin bir yarısı sokaklarda çalınan kornaları,kutlamaları...Sanırım hiçbirimiz bu kadarını beklemiyorduk fakat sonucun böyle tatmin edici olması hayallerimizin de ötesindeydi.Sonra yarı finalde karşılaştığımız Almanya...Buraya kadar gelmişken bırakmak olmazdı.Bize yakışmazdı.Fakat benim o zamana dair hatırladığım,yanlış hakem kararlarıydı.Belki de abartıyorduk,onu da bilmiyorum.Ancak maçın sonunda yaşanılan o üzüntüyü o gözyaşlarını gayet net hatırlıyorum.10 yaşındaki kuzenim aynen şöyle ağlıyordu:''Anne söyle lütfen tekrar yapsınlar maçı!Sen konuşursan yaparlar anne!Lütfen anne,lütfen!'' Olay bir hayli ironik olmasına karşın kuzenimin ne hissettiğini biz gayet iyi anlıyorduk.Biz de dilerdik tekrarlanmasını fakat öyle bir durumun olmayacağının da farkındaydık.


                       2002 Dünya Kupası'nda en çok etkilendiğim maç Güney Kore maçıydı.Sanki birbirimizin rakibi değil de kandaşı gibiydik.Ki bu dünyada kandaşların bile nasıl birbirlerinin boğazını kestiğine şahit olunurken,durumu böyle ifade etmek öyle gurur verici ki benim için.Güney Kore bayraklarının yanına açılmış Türk bayrakları,yüzlerin bir tarafı Güney Kore bir tarafı Türkiye.Maç sonunda mutlu olan taraf biz olmuş olsak da bize hissettirdikleri o kardeşlik,o kandaşlık duygusu 14 sene sonra bile hala hatıralarımızda yer etmeyi başarmışsa,o zaman her şey bitmemiş demektir.


                      Eğer buraya kadar gelmeyi başarabilmişsek,yeniden yazabiliriz o tarihi...O mucizeleri yeniden gerçekleştirebiliriz.Çok klişe bir söz belki ama,biz bitti demeden bitmez!Haydi Türkiye!

28 Mayıs 2016 Cumartesi

The Heirs Konusu-Dizi Yorumu



                  Kaliteli Kore dizilerimizden bir diğerini tanıtmak için karşınızdayım.Afişte de gördüğünüz gibi başrol oyuncularımız Lee Min Ho ve Park Shin Hye.Yorumlara baktığım kadarıyla çoğu kişinin 'en iyiler' listesine koymadığı bir dizi.Fakat ben öyle düşünmüyorum.Aksine her yönüyle tutarlı ve bir o kadar da sevimli bir diziydi.En önemlisi ise senaristi Kim Eun Sook.Bu,izlemek için başlı başına bir neden..


                  Konusuna gelecek olursak:Lee Min Ho İmparatorluk Grup'un ikinci varisi konumundadır ve Amerika'ya bir nevi sürgün edilmiştir çünkü abisi bütün mirasın tek varisi olmak istemektedir.Park Shin Hye ise birçok yarı zamanlı işi olan fakir bir kızdır.Ablası Amerika'da yaşamaktadır.Ablasının evleneceğini öğrenen Shin Hye Amerika'ya gider çünkü onunla yaşamayı planlamaktadır.Ve başka bir çok mirasyedinin yolu birbiriyle kesişecektir.





Oyuncularımız

Lee Min Ho-Kim Tan



                    Jeguk Grup'un ikinci varisi,gayrimeşru çocuğu.Abisi tarafından 3 yıl boyunca Amerika'da sürgün hayatı yaşar.Park Shin Hye ile Amerika'da karşılaşır ve ondan çok etkilenir.Boys Over Flowers'tan sonra bu diziyi izleyip Lee Min Ho'yu böyle görünce küçük çaplı bir şok geçirdim tabii.Başta garipsemiş olsam da hemen alışıverdim yeni tip Lee Min Ho'ya...




Park Shin Hye-Cha Eun Sang



                  Ablasının Amerika'da evleneceğini öğrendiği anda yıkılır çünkü hayatın ona acımasızca davrandığı düşünür ve ablası onun son çıkış kapısıdır.Bu nedenle Amerika'ya gider fakat manzara hiç de tahmin ettiği gibi değildir çünkü ablası ona yalan söylemiştir.Bizim arkadaşlarla 'sarı kafa' diye tabir ettiğimiz Amerikalı arkadaşın vesilesiyle Kim Tan ile karşılaşır ve bir süre onun evinde kalır.Başlarda insanı fıtık eden bir karakter olsa da sonradan sonraya sevdirdi kendini...




Kim Woo Bin-Choi Young Do



                 Zeus Hotel'in mirasçısı.Kötü çocuk.Önceden Kim Tan ile çok iyi arkadaş olmalarına rağmen aralarında birtakım olaylar geçmiştir ve artık deyim yerindeyse düşmanlardır.Tipine başlarda sinir olduğum ve aynı zamanda ilk defa bu dizide izlediğim Kim Woo Bin adlı arkadaşımız,diziyi izlemeye devam ettikçe gözüme fazlasıyla sempatik ve yakışıklı gelmeye başladı.



Kim Ji Won-Yoo Rachel



                 Kim Tan'ın nişanlısı ve fazlasıyla çirkef bir tip.Choi Young Do ile üvey kardeş olmak üzerelerdir.




Krystal-Lee Bo Na



            Mirasçılarımızdan bir diğeri. En sevimli bulduğum karakterlerden biriydi ve Kang Min Hyuk ile olan ilişkileri fazla tatlıydı.





Kang Min Hyuk-Yoon Chan Young



                    Park Shin Hye'nin en iyi arkadaşıdır ve babası İmparatorluk Grup'un genel sekreteri konumundadır.



 
                           Dizide Park Shin Hye'nin gıcık bir karakterde olması başlarda fazlasıyla sinir bozucu olsa da yavaş yavaş düzeltti kendini.Ve ilk defa bir ergen dizisinde kötü çocuk değil iyi çocuk kazandı.Bu da sevindirici ayrıntılardan bir tanesiydi.Mirasyedilerin birbiriyle arkadaşca aynı zamanda çıkar üzerine kurulu ilişkileri bize çok güzel aksettirildi.Şirketlerin borsa ve hisse ilişkileri küçümsenmeyecek kadar özenli kurgulanmıştı.Ve benim ikinci adamı tutmadığım nadir dizilerden bir tanesiydi (ikinci adamı ne kadar çok sevsem de).En önemlisi finali 'berbat' değildi.Tamam daha güzel finaller izledik fakat en azından bütün bir diziden soğutacak kadar özensiz bir final değildi.

                           Benim yorumlarım bu kadar.Eğer izlemediyseniz hemen izleyin!





20 Mayıs 2016 Cuma

Descendants Of The Sun Konusu


                           
Böyle müthiş bir diziyi şimdi izlemeye başlayıp sizlere de yeni tavsiye de bulunabildiğim için çok çok üzgünüm arkadaşlar.Senaristimiz Kim Eun Seok.The Heirs'in de senaristi aynı zamanda.Yani müthiş olmaması için hiçbir neden yok fakat beklentilerinizin çok fazla üstünde olduğuna emin olabilirsiniz.
                               
Başrol oyuncularımız Song Joon Ki ve Song Hye Kyo.İtiraf edeyim Joong Ki'den bu kadar müthiş bir performans beklemiyordum.Song Hye Kyo'yu ise en son That Winter The Wind Blows dizisinde izlemiş ve çok beğenmiştim.Joong Ki'nin ise Nice Guy dizisini izlemiş,finalini zar zor getirmiştim.
   
Diğer oyuncularımız ise The Heirs dizisindeki kötü karakteriyle kendinden nefret ettirmiş Kim Ji Won ve ilk defa izlediğim fakat izler izlemez de hayran kaldığım Jin Goo...

     
Konusu:Joong Ki özel kuvvetlerde bir asker ve Hye Kyo ise bir doktordur.Tesadüfi ve bir o kadar da eğlenceli bir şekilde tanışırlar ve birbirlerinden hoşlanırlar.Fakat bazı istenmeyen durumlar olur ve ayrılırlar.Birkaç ay sonra geçmiş ve Joong Ki 'Urk' denen bir şehire gönderilmiştir.Hye Kyo ise ona asılan hastane sahibine yüz vermemesi sonucu sürgün yeri olarak aynı yere gönderilir.


Bitirdiğimde ayrıntılı bir tahlilde bulunacağım sizler için.Şuan 8.bölümü izlemekteyim ve bu yazıyı bitirdikten sonra hazır bulundurduğum sekmemden izlemeye devam edeceğim.Siz de daha fazla beklemeyin ve hemen izlemeye başlayın...

Kuaför Deneyimlerimiz




                                Hepimiz isteyerek ya da zorla bir kuaföre gitmişizdir.Ben makyaj yaptırmak için hiç gitmedim fakat saçımı kestirmek için milyonlarca belki de.Evde ablam derdi sürekli 'Ben keseyim,neden dışarıdaki adamlara paranı harcıyorsun.' diye.Fakat güvenemezdim.Ya yamuk olursa,ya beğenmezsem.Sanki kuaförde kesilen her saçı beğenmişim gibi.Ergenliğimde başladım kuaför gezilerine.Yönlendiren kimse de olmayınca civardakilerden başladım öncelikle.Hepsini tavaf ettim fakat hiçbirini beğenmedim.Ya mübarek,şehrin sonunda oturuyorsun neredeyse.Oradan iyi bir kuaför çıkmayacağı belli.İyi bir tecrübe kazandıktan ve baya bir para kaybettikten sonra çarşıya çıkmayı akıl edebildim.Ablamın arkadaşının tavsiye ettiği bir kuaföre gittim.Saçım baya uzundu o zamanlar ve ben kısalsın istemiyordum.Adama:''Aman lütfen çok kısalmasın!Kısalsın istemiyorum!Lütfen bir şeyler yapın!'' 10 dakikalık bir nutukun ardından adamın sabrını takdir ettim.Fakat anlamalıydım bir şekilde intikam alacağını.Öyle de oldu.Uçlarını aldırdığım ve 30 Türk Lirası bayıldığım kuaförden eve dönünce bir baktım,ucundaki kırıklar hala var.İçimden manalı birçok sıfat söylemek geldiyse de sanırım hak etmiştim.Bıraksana adama,işini yapsın.Annem de duyduğum binbir laf ile sonunda akıllandım (beni ikna eden tek şey annemin 10 metre uzaktan fırlattığı elmas süslü terlikleriydi).


                               Herkes gibi kendi kuaförümü binbir zorlukla bulmuş olsam da kuaför deneyimlerim pek de iç açıcı değildi.Verdiğim onca para da cabası.


                               Lütfen benimle deneyimlerinizi paylaşın.İyi bir gün geçirmeniz dileğiyle...

                       

6 Mayıs 2016 Cuma

Empress Ki Konusu



İntikam almak isteyen bir kadın,kral olmak için savaşan bir adam ve krallığını korumaya çalışan bir diğeri...Aynı Trt 1'de yayınlanan Çin dizisi sanıp izlediğimiz,entrikalara genişçe yer verilmiş harika bir dizimiz...İzlemek için artı bir neden ise dizide Ha Ji Won oynuyor olması...Benim içinse bu tek yeterli sebep :)

Konusu:Ha Ji Won küçükken Goryeolular tarafından köleleştirilmek amacıyla kaçırılır.Büyüyünce ise erkek kılığına girer çünkü kadınlara yapılan muamelelerden hiç hoşnut değildir.Erkek kılığında ise soylulara yardım etmektedir.Bir gün Goryeo kralı Ha Ji Won'dan yardım ister.Bu vesileyle ister istemez yakınlaşırlar.Şimdiki Çin topraklarında bulunan Yuan Krallığı'nın kralı Goryoe'ya bir nevi sürgün edilir çünkü İmparator Naibi kendi oğullarını tahta geçirmek istemektedir.Amacı ise Goryoe'da kralı öldürtmek aynı zamanda Goryoe'yu ele geçirmektir.


Kısacık konusundan bile bolca entrika barındırdığını anlamışsınızdır.51 bölüm gözünüzü korkutmasın çünkü ilk 30 bölüm 15 dakikaymışcasına geçiveriyor.Sonrasında olayların akışı monotonlaşıyor fakat gene de bırakamıyorsunuz.51 bölüm bittiğinde üzüldüğüm nadir dizilerden biriydi...


Demir Leydi olarak anılan İmparatoriçe Gi'nin yaşamını konu alıyor.Senaryosu tarihten alınma yani...




Karakterler

Ji Chang Wook-Yuan Kralı Huizong



Ben bu adamın oyunculuğuna ba-yıl-dım.İlk kez Healer'da izlemiştim ama bu kadar beğenmemiştim orada.Özellikle hurma istediği sahnelere güldüğüm kadar hiçbir sahnede gülmedim :)



Ha Ji Won-Empress Ki (Sungyang)



Bu kadının yaşadıklarını ben yaşasaydım bu kadar metanetli olamazdım.Kadının dizi boyunca ağlamaktan içi dışına çıktı.Fakat bu kadının oyunculuğu izlerken aldığım keyfi hiçbir diziden alamıyorum maalesef.



Joo Jin Moo-Goryeo Kralı Chungye



Bir adam bu kadar itici olur ya.Öyle sinir oldum ki bu adama.Oyunculuğuna değil adamın kendisine...Allah'tan ikinci adam rolündeydi yoksa diziden de soğuturdu beni.


Baek Jin Hee-Tanashiri



Bu güzel yüzün arkasında çok çirkef bir kadın var.Yuan Kralı'nın eşi,Naibin kızı oluyor.Ji Won ile baya bir rekabet içerisinde kendisi...



Kim Jung Hyun-Dang Ki Se



Şmdi diyeceksiniz bu adama mı hayransın?Aynen öyle :) Neden olduğuna dair hiçbir fikrim yok.Hatta Ji Won ile ilişki yaşamasını falan istemişliğim var,o derece.Ji Won Goryeo Kralı'na aşıkken bu adam benim en büyük tesellimdi...


Ek olarak Tal Tal'ın büyük hayranıydım.Sanırım ben bu dizideki birçok karakteri beğenmişim yav :) Dediğim gibi dizi mükemmel.Türk bir karakterin de olması beğenmemde artı bir etken.Konusu da gerçek tarihten alınma.Huizong Cengiz Han'ın torunlarından.Ki ise otoriter bir İmparatoriçe olarak biliniyor.

                         
Mutlaka ama mutlaka izleyin!
           
             

1 Mayıs 2016 Pazar

Neden Kore?



                   
Selamlar sevgili dostlarım!Bugün neden Kore başlığıyla girdik muhabbete,bakalım yetiştirebilecek miyiz :) İlk Kore dizisine başladığınız zamanları hatırlayın.Benim ilk dizim Playfull Kiss'ti.12 saat boyunca kesintisiz bilgisayar başından ayrılmamıştım.Daha da devam edecektim fakat ablam seni yakında kaybedeceğiz diyerek zorla aldı bilgisayarımı.Sonu hayal kırıklığı olsa da Kim Hyun Joong sayesinde BOF'u keşfetmiştim.25 bölümü bitirdim fakat içimde bir boşluk hissi.Atamadım bir gün boyunca...Deli gibi Jandi ve Jun Pyo'yu düşünüyordum.Sonra baştan başladım diziye ve 1,5 günde bitirdim (nasıl bitirdim bir de bana sorun :)

                   
Sonu gelir mi hiç,gelmez tabii.Allah'tan yaz tatiliydi çünkü okul zamanı olsa sonunculukta master yapardım sanırım.

                 
İlk tanıdığımız Kim Hyun Joong'du fakat dizisi olmayınca Lee Min Ho'ya takılmıştım.City Hunter,Personal Taste ve daha neler neler.2 ayda 15 dizi falan bitirmiştim.

                 
Bu takıntı bir zaman sonra ailenize batmaya başlıyor.Aynı benimkiler gibi.''Yarın bilgisayar yok sana!'' ''Gözlerin dinlensin biraz gel şu yemeğini ye.'' ''Çan çin çonları izlemekten bıkmadın mı?Böcek yemiyorlar mı bunlar?'' Sebepsiz savunmaya geçeriz:''Hayır bir kere!Ne kadar zekiler biliyor musunuz?Okuma oranı şu kadar,erkekleri şöyle kızları böyle...'' Anlatamazdık tabii.

                 
Sonra kendime Kore detoksu yapmaya karar verdim.1 hafta boyunca hiçbir dizi izlemedim.Böyle böyle alıştırmıştım kendimi.Ama ne zorluklarla...

                 
Şimdi izliyoruz hala ama eski manyaklığımız yok.Zamanla K-pop'u keşfediyoruz,oppaların resimlerini telefonlarımıza indiriyoruz,bunlarla avutuyoruz kendimizi...

               
Sizin ne gibi takıntılarınız vardı?Benim gibi miydiniz yoksa benden daha mı beterdiniz :)

30 Nisan 2016 Cumartesi

Madame Antoine Konusu



                    Selamlar!Bugün hala izlemekte olduğum bir diziyi tanıtmak istedim.Daha bitirmemiş olmama rağmen diziyi çok beğendim.Bir JTBC dizisi,yani öyle MBC ya da SBS dizisi değil,7.bölümdeyim fakat çok hoşuma gitti.Yani SBS-MBC ya da KBS2 kanallarının dizilerinden başka diziler izlemediğim için garip bir durum aslında.Bitirdiğim de ayrıntılı bir tahlil yapmayı planlıyorum.



                   Konusu:Profesör Sung Joon aşk ile ilgili bir deney yapmaktadır.Deneyde bir kadını üç farklı özelliği olan adamdan birine aşık etmektedir.Amacı ise aşk denen bir olgunun olmadığını kanıtlamak,insanların sadece parası ve görünüşü olan kişilere yakınlaştığını ispatlamaktır.Han Ye Sol ise Sung Joon'un açacağı kliniğin altında kafe işletmektedir ve insanların jest ve mimiklerine dayanarak onlara geleceği Madam Antoine adlı birinden duyduğunu söylemektedir.Acaba bu ikisini ne gibi bir neden bir araya getirecektir?



                 Şunu söyleyeyim tanıtım posterleri berbat.İnsanda hiçbir şekilde diziyi izleme şevki uyandırmıyor.Ben sadece konusunu daha marjinal bulduğum olduğu için başladım.Pişman da değilim,güzel ilerliyor.Bakalım dizi nasıl ve ne şekilde bitecek?Benim önerim sizin de başlamanız.Eğer şu aralar kaliteli bir dizi arayışı içindeyseniz..


                 Şimdi 7.bölümü izlemem lazım :) Kendinize iyi bakın.

Güncelleme!

Arkadaşlar Madame Antoine'da 11.bölüme kadar geldim fakat yarım bıraktım çünkü devamında ne ilgi çekici bir durum oldu ne de farklı bir şeyler.Üzülerek söylüyorum ki ben beğenmedim ve size de önermiyorum.

24 Nisan 2016 Pazar

Evimizin Altındaki Market



                    İzin verirseniz bugün sizi çocukluğunuza küçük bir yolculuğa çıkarmak istiyorum.Hatırlar mısınız,evinizin altındaki ya da karşısındaki bakkal işleten tontiş amcaları ya da nineleri...Mahallede oynamaya çıkardık,her zaman bizi çağırır sakızlar,şekerler verirlerdi.Eve gelince annem bunu kimden aldığımı sorardı,bakkal amca verdi dediğimde de inanmaz,gider kendi bizzat kontrol ederdi:''Hasan Amca bu yumurtayı sen mi verdin? ''Evet kızım,bugün kutuların taşınmasına yardım ettiler de ben de hepsine ödül olarak birer tane verdim.'' Bir zaman kaybolduğum sırada Hasan Amca beni bulmuş,bakkalına getirmiş ve anne-babamı aramıştı.Ben korkuyla beklerken o:''Sakin ol yavrum.''derdi.Annem-babamın evde yapacaklarını bir ben bilirim de ondan böyleyim Hasan Amca,derdim içimden.Tahmin ettiğim gibi de oldu.Annem dükkanın kapısından bir hışımla girdi,gözü beni aradı,bulduğunda da öfkeli öfkeli üzerime gelmeye başladı:''Neredesin sen eşek sıpası!'' ''An-n-ne ka-a-ayboldum,bilmiyorum.'' ''Seni ne kadar aradım haberin var mı?!Ne halt etmeye gidiyorsun oraya buraya!'' Hasan Amca araya girdi:''Aman yavrum,neden bu kadar kızarsın küçücük çocuğa.Ben gönderdiydim bir yere,sonra kaybolmuş işte...'' O anda Hasan Amca'ya öylesine hayran oldum ki.Halbuki ben arkadaşların peşinden gitmiş,yanlış sokağa girince de kaybolmuştum.Eve gidince özellikle de annemden iyi bir dayak yiyeceğimi biliyordum ama acı vermemesini umuyordum.Şimdi ise Hasan Amca kurtarıcım olmuştu.''Öyle mi Hasan Amca?Haberim yoktu,kusura bakma.'' ''Gittiğinde çocuğa kızdığını duyarsam ömür billah konuşmam senle,anladın mı?''

                    Zamanla büyüdük,biz bir şeyler verir olduk artık.''Hasan Amca bu senin.'' ''Aman yavrum ne gereği vardı.'' ''Olur mu Hasan Amca,o kadar emeğin var üzerimizde.Güle güle kullan.'' ''Sağol evladım Allah razı olsun.''Her zaman mütevaziydi bizim Hasan Amcamız.Mahallenin en yaramaz çocuğu bile Hasan Amca'yı sürekli ziyaret eder,annesinin yaptığı yoğurtlardan,peynirlerden mutlaka getirirdi.Sonra biraz daha büyüdük,üniversiteye gidecek yaşa geldik.Ayrılık vakti gelmişti bizim için.''Hasan Amca çok yorma kendini,tamam mı?'' ''Tamam yavrum.Size o kadar alıştıydım ki ne yapacam şimdi bilmem.'' ''Ziyaretine geleceğiz Hasan Amca,merak etme sen.'' ''Kaç saatlik yoldan beni mi ziyarete gelcen yavrum,olur mu öyle şey?'' Yakın arkadaşım Merve:''Neden olmasın Hasan Amca,ailemizi de ziyaret etmezsek kimi ziyaret edeceğiz.'' O anda Hasan Amca'nın gözünden yaşlar boşalıverdi.O ağlayınca karşısına dizilmiş biz gençler de ağlamaya başladık.Ama ne fayda.20-30 dakikamız ağlayarak geçmişti sanırım.


                    Sanki annem-babam ölmüşcesine ağlıyordum Hasan Amca'nın cenazesinde...Ne çok hakkı vardı üzerimizde.Eminim hepimizin böyle amcaları-teyzeleri olmuştur çocukluğunda.Ailemiz bizi korurdu,bizi de ailemize karşı korurdu.Allah rahmet eylesin.Mekanın cennet olsun Hasan Amca!


                    Sizin de böyle anılarınız varsa paylaşın benimle lütfen.Kendinize iyi bakın...

23 Nisan 2016 Cumartesi

Araba Süremeyen Ehliyetliler



                     Araba süremeyen ehliyetliler...Bu ne demek diyeceksiniz şimdi.Ehliyeti ellerine bedavadan verilmişcesine oraya buraya sağlı sollu gidenleri kastediyorum.Geçenlerde başıma bir olay geldi.Karşıdan karşıya geçeceğim.Sağıma-soluma baktım.Soldaki araba baya bir uzakta.Dedim,geçeyim ben.Benim yola atılmamla araba hızlanmasın mı?Adımlarımı sıklaştırdım bu sefer daha da hızlandı.Ben de sinirlendim,minik minik adımlarla yolu geçmeye devam ettim.Sol koluma 10 metre mesafe kala durdu.Arabadan indi:''Ne yapıyorsun kadın,geçeceksen geçsene,ne diye adamı oyalıyorsun?'' dedi.''Peki,'' dedim,''sizin yaptığınız neydi peki?Ben karşıya geçecekken hızlanmakta neyin nesi?Ya benim canım çok ucuz ya da sizin dışarıdaki hayatınız.''dedim.''Acelem vardı,ne var bunda!'' ''Ben geçmeden önce hiç de aceleniz var gibi durmuyordu.'' Benim diklenmemle adamın elini havaya kaldırması bir oldu.O anda yanımızdan geçen başka bir adam tuttu kolunu:''Ne yapıyorsun lan sen!''diye adama girişmeye kalktı bu sefer.Diğer adam hiddetlenince bu geri çekildi.Ben:''Lütfen sakin olun.''dedim ama ne fayda.Adamın gözünü ateş bürüdü bir kere.''Ne sakin olması bacım!Nerede görülmüş bayanlara el kalktığı!''Bu lafıyla kalbimi fethetmiş olsa da o anda durumu kurtarmak zorundaydım ve:''Çok teşekkür ederim beyefendi fakat gerçekten değmez.Biz bu işi karakolda çözeriz ancak.'' dedim.Bu sefer bana el kaldıran adam daha bi'korktu:''Kusura bakmayın hanımefendi,sinirlendim,hakim olamadım kendime.Affedin beni,n'olur.'' dedi.''Çabuk bayandan özür dile!'' dedi diğeri.''Özür dilerim,kusuruma bakmayın.'' dedi bu sefer.''Tamam önemli değil.'' dedim.Adam arabasıyla uzaklaşırken diğeri:''Bi'şeyiniz yok inşallah.'' dedi.O anda adama bir kez daha hayran oldum.Bize el kaldıran haysiyetsizler olduğu kadar,bizim değerimizi bilen adam gibi adamlarında bu dünyada hala var olduğunu öğretti bana.
               


                      Velhasıl böyle olaylar hep benim talihsiz başıma gelir.Ne var ki,böyle insanlar da var bu dünyada insan hayran olmadan edemiyor.Bazıları da var ki infazlar böyleleri için gelmeli,diyecek kadar...Ben o gün şanslıydım diğer adam sayesinde.Fakat bir başkasının başına gelse böylesi ve benim kadar şanslı olamasa...Dünya değişiyor,insanlarda değişiyor.Biz değişmeyelim.Hep aynı,saf-temiz halimizle kalmaya devam edelim...

Çocuklar ile İlgili Her Şey



                               Bugün 23 Nisan olması vesilesiyle biraz çocuklardan bahsedelim dedim.Bu aralar çocuklar için yapılan çizgi filmler,animasyon filmleri,minik minik giysiler-çoraplar yani hemen hemen her şey,öyle titizlikle işleniyor ki şaşıp kalıyorsunuz.Ve bir o kadar da pahalılar.Ticaret zekası öyle bir hale geldi ki,anne-babaların çocuklarından hiçbir şeyi esirgemeyeceği fikrinden yola çıkılarak her türden şeyi üretiyorlar ve maliyetinden kat be kat fazlasına satıyorlar.Yani bu zamanda çok çok para kazanmak istiyorsanız çocuk sektörüne girmeniz tavsiye edilir :)


                               Ve yapılan şarkılı türkülü çocuk videoları...7 aylık kardeşim olması sebebiyle fazlasıyla aşinayım yani bu duruma.Y'tube'da milyonlarca izlenmiş öyle çocuk videoları var ki...Senin bile izleyesin geliyor.Bir gün ağzıma takılmış:''Sıkıştıysan sıkıştıysan koş hemen tuvalete.''Sonra bir baktım sokaktaki insanlar kıkır kıkır gülerek bana bakıyor.Kızım dedim kendi kendime,Allah canına almasın.


                               Bir gün dedim,şu sıpaya bir hediye alayım.Çeşit çeşit mağazaya girdim,Çağrı'dan çok kendime alasım geldi.Sonra dedim,saçmalama.Ne işin var bu yaşta oyuncaklarla...Buna rağmen dayanamadım ve kocaman bir Tweety aldım kendime.Küçük kedimize de başka zamana dedim artık.Sanırım o gün hiçbir zaman gelmeyecek...


                             Demek istediğim zamanımız öyle modernleşti ki her türden her şeyi üretiyorlar.Özellikle de çocuklar için.Çocuklarla birlikte yetişkinlere de hitap edelim demişler ve bu sektördeki her şeyi her kesime sevdirmeye çalışmışlar.Başardılar da...Her yetişkinin odasında (bende dahil) miniğinden de olsa bir ayıcık bulunuyor.

                             23 Nisanınızı en içten dileklerimle kutlar,umarım ilerleyen yıllarda da bu zamandaki gibi çocuk bayramımıza gereken özeni göstermeye devam ederiz.