30 Nisan 2016 Cumartesi

Madame Antoine Konusu



                    Selamlar!Bugün hala izlemekte olduğum bir diziyi tanıtmak istedim.Daha bitirmemiş olmama rağmen diziyi çok beğendim.Bir JTBC dizisi,yani öyle MBC ya da SBS dizisi değil,7.bölümdeyim fakat çok hoşuma gitti.Yani SBS-MBC ya da KBS2 kanallarının dizilerinden başka diziler izlemediğim için garip bir durum aslında.Bitirdiğim de ayrıntılı bir tahlil yapmayı planlıyorum.



                   Konusu:Profesör Sung Joon aşk ile ilgili bir deney yapmaktadır.Deneyde bir kadını üç farklı özelliği olan adamdan birine aşık etmektedir.Amacı ise aşk denen bir olgunun olmadığını kanıtlamak,insanların sadece parası ve görünüşü olan kişilere yakınlaştığını ispatlamaktır.Han Ye Sol ise Sung Joon'un açacağı kliniğin altında kafe işletmektedir ve insanların jest ve mimiklerine dayanarak onlara geleceği Madam Antoine adlı birinden duyduğunu söylemektedir.Acaba bu ikisini ne gibi bir neden bir araya getirecektir?



                 Şunu söyleyeyim tanıtım posterleri berbat.İnsanda hiçbir şekilde diziyi izleme şevki uyandırmıyor.Ben sadece konusunu daha marjinal bulduğum olduğu için başladım.Pişman da değilim,güzel ilerliyor.Bakalım dizi nasıl ve ne şekilde bitecek?Benim önerim sizin de başlamanız.Eğer şu aralar kaliteli bir dizi arayışı içindeyseniz..


                 Şimdi 7.bölümü izlemem lazım :) Kendinize iyi bakın.

Güncelleme!

Arkadaşlar Madame Antoine'da 11.bölüme kadar geldim fakat yarım bıraktım çünkü devamında ne ilgi çekici bir durum oldu ne de farklı bir şeyler.Üzülerek söylüyorum ki ben beğenmedim ve size de önermiyorum.

24 Nisan 2016 Pazar

Evimizin Altındaki Market



                    İzin verirseniz bugün sizi çocukluğunuza küçük bir yolculuğa çıkarmak istiyorum.Hatırlar mısınız,evinizin altındaki ya da karşısındaki bakkal işleten tontiş amcaları ya da nineleri...Mahallede oynamaya çıkardık,her zaman bizi çağırır sakızlar,şekerler verirlerdi.Eve gelince annem bunu kimden aldığımı sorardı,bakkal amca verdi dediğimde de inanmaz,gider kendi bizzat kontrol ederdi:''Hasan Amca bu yumurtayı sen mi verdin? ''Evet kızım,bugün kutuların taşınmasına yardım ettiler de ben de hepsine ödül olarak birer tane verdim.'' Bir zaman kaybolduğum sırada Hasan Amca beni bulmuş,bakkalına getirmiş ve anne-babamı aramıştı.Ben korkuyla beklerken o:''Sakin ol yavrum.''derdi.Annem-babamın evde yapacaklarını bir ben bilirim de ondan böyleyim Hasan Amca,derdim içimden.Tahmin ettiğim gibi de oldu.Annem dükkanın kapısından bir hışımla girdi,gözü beni aradı,bulduğunda da öfkeli öfkeli üzerime gelmeye başladı:''Neredesin sen eşek sıpası!'' ''An-n-ne ka-a-ayboldum,bilmiyorum.'' ''Seni ne kadar aradım haberin var mı?!Ne halt etmeye gidiyorsun oraya buraya!'' Hasan Amca araya girdi:''Aman yavrum,neden bu kadar kızarsın küçücük çocuğa.Ben gönderdiydim bir yere,sonra kaybolmuş işte...'' O anda Hasan Amca'ya öylesine hayran oldum ki.Halbuki ben arkadaşların peşinden gitmiş,yanlış sokağa girince de kaybolmuştum.Eve gidince özellikle de annemden iyi bir dayak yiyeceğimi biliyordum ama acı vermemesini umuyordum.Şimdi ise Hasan Amca kurtarıcım olmuştu.''Öyle mi Hasan Amca?Haberim yoktu,kusura bakma.'' ''Gittiğinde çocuğa kızdığını duyarsam ömür billah konuşmam senle,anladın mı?''

                    Zamanla büyüdük,biz bir şeyler verir olduk artık.''Hasan Amca bu senin.'' ''Aman yavrum ne gereği vardı.'' ''Olur mu Hasan Amca,o kadar emeğin var üzerimizde.Güle güle kullan.'' ''Sağol evladım Allah razı olsun.''Her zaman mütevaziydi bizim Hasan Amcamız.Mahallenin en yaramaz çocuğu bile Hasan Amca'yı sürekli ziyaret eder,annesinin yaptığı yoğurtlardan,peynirlerden mutlaka getirirdi.Sonra biraz daha büyüdük,üniversiteye gidecek yaşa geldik.Ayrılık vakti gelmişti bizim için.''Hasan Amca çok yorma kendini,tamam mı?'' ''Tamam yavrum.Size o kadar alıştıydım ki ne yapacam şimdi bilmem.'' ''Ziyaretine geleceğiz Hasan Amca,merak etme sen.'' ''Kaç saatlik yoldan beni mi ziyarete gelcen yavrum,olur mu öyle şey?'' Yakın arkadaşım Merve:''Neden olmasın Hasan Amca,ailemizi de ziyaret etmezsek kimi ziyaret edeceğiz.'' O anda Hasan Amca'nın gözünden yaşlar boşalıverdi.O ağlayınca karşısına dizilmiş biz gençler de ağlamaya başladık.Ama ne fayda.20-30 dakikamız ağlayarak geçmişti sanırım.


                    Sanki annem-babam ölmüşcesine ağlıyordum Hasan Amca'nın cenazesinde...Ne çok hakkı vardı üzerimizde.Eminim hepimizin böyle amcaları-teyzeleri olmuştur çocukluğunda.Ailemiz bizi korurdu,bizi de ailemize karşı korurdu.Allah rahmet eylesin.Mekanın cennet olsun Hasan Amca!


                    Sizin de böyle anılarınız varsa paylaşın benimle lütfen.Kendinize iyi bakın...

23 Nisan 2016 Cumartesi

Araba Süremeyen Ehliyetliler



                     Araba süremeyen ehliyetliler...Bu ne demek diyeceksiniz şimdi.Ehliyeti ellerine bedavadan verilmişcesine oraya buraya sağlı sollu gidenleri kastediyorum.Geçenlerde başıma bir olay geldi.Karşıdan karşıya geçeceğim.Sağıma-soluma baktım.Soldaki araba baya bir uzakta.Dedim,geçeyim ben.Benim yola atılmamla araba hızlanmasın mı?Adımlarımı sıklaştırdım bu sefer daha da hızlandı.Ben de sinirlendim,minik minik adımlarla yolu geçmeye devam ettim.Sol koluma 10 metre mesafe kala durdu.Arabadan indi:''Ne yapıyorsun kadın,geçeceksen geçsene,ne diye adamı oyalıyorsun?'' dedi.''Peki,'' dedim,''sizin yaptığınız neydi peki?Ben karşıya geçecekken hızlanmakta neyin nesi?Ya benim canım çok ucuz ya da sizin dışarıdaki hayatınız.''dedim.''Acelem vardı,ne var bunda!'' ''Ben geçmeden önce hiç de aceleniz var gibi durmuyordu.'' Benim diklenmemle adamın elini havaya kaldırması bir oldu.O anda yanımızdan geçen başka bir adam tuttu kolunu:''Ne yapıyorsun lan sen!''diye adama girişmeye kalktı bu sefer.Diğer adam hiddetlenince bu geri çekildi.Ben:''Lütfen sakin olun.''dedim ama ne fayda.Adamın gözünü ateş bürüdü bir kere.''Ne sakin olması bacım!Nerede görülmüş bayanlara el kalktığı!''Bu lafıyla kalbimi fethetmiş olsa da o anda durumu kurtarmak zorundaydım ve:''Çok teşekkür ederim beyefendi fakat gerçekten değmez.Biz bu işi karakolda çözeriz ancak.'' dedim.Bu sefer bana el kaldıran adam daha bi'korktu:''Kusura bakmayın hanımefendi,sinirlendim,hakim olamadım kendime.Affedin beni,n'olur.'' dedi.''Çabuk bayandan özür dile!'' dedi diğeri.''Özür dilerim,kusuruma bakmayın.'' dedi bu sefer.''Tamam önemli değil.'' dedim.Adam arabasıyla uzaklaşırken diğeri:''Bi'şeyiniz yok inşallah.'' dedi.O anda adama bir kez daha hayran oldum.Bize el kaldıran haysiyetsizler olduğu kadar,bizim değerimizi bilen adam gibi adamlarında bu dünyada hala var olduğunu öğretti bana.
               


                      Velhasıl böyle olaylar hep benim talihsiz başıma gelir.Ne var ki,böyle insanlar da var bu dünyada insan hayran olmadan edemiyor.Bazıları da var ki infazlar böyleleri için gelmeli,diyecek kadar...Ben o gün şanslıydım diğer adam sayesinde.Fakat bir başkasının başına gelse böylesi ve benim kadar şanslı olamasa...Dünya değişiyor,insanlarda değişiyor.Biz değişmeyelim.Hep aynı,saf-temiz halimizle kalmaya devam edelim...

Çocuklar ile İlgili Her Şey



                               Bugün 23 Nisan olması vesilesiyle biraz çocuklardan bahsedelim dedim.Bu aralar çocuklar için yapılan çizgi filmler,animasyon filmleri,minik minik giysiler-çoraplar yani hemen hemen her şey,öyle titizlikle işleniyor ki şaşıp kalıyorsunuz.Ve bir o kadar da pahalılar.Ticaret zekası öyle bir hale geldi ki,anne-babaların çocuklarından hiçbir şeyi esirgemeyeceği fikrinden yola çıkılarak her türden şeyi üretiyorlar ve maliyetinden kat be kat fazlasına satıyorlar.Yani bu zamanda çok çok para kazanmak istiyorsanız çocuk sektörüne girmeniz tavsiye edilir :)


                               Ve yapılan şarkılı türkülü çocuk videoları...7 aylık kardeşim olması sebebiyle fazlasıyla aşinayım yani bu duruma.Y'tube'da milyonlarca izlenmiş öyle çocuk videoları var ki...Senin bile izleyesin geliyor.Bir gün ağzıma takılmış:''Sıkıştıysan sıkıştıysan koş hemen tuvalete.''Sonra bir baktım sokaktaki insanlar kıkır kıkır gülerek bana bakıyor.Kızım dedim kendi kendime,Allah canına almasın.


                               Bir gün dedim,şu sıpaya bir hediye alayım.Çeşit çeşit mağazaya girdim,Çağrı'dan çok kendime alasım geldi.Sonra dedim,saçmalama.Ne işin var bu yaşta oyuncaklarla...Buna rağmen dayanamadım ve kocaman bir Tweety aldım kendime.Küçük kedimize de başka zamana dedim artık.Sanırım o gün hiçbir zaman gelmeyecek...


                             Demek istediğim zamanımız öyle modernleşti ki her türden her şeyi üretiyorlar.Özellikle de çocuklar için.Çocuklarla birlikte yetişkinlere de hitap edelim demişler ve bu sektördeki her şeyi her kesime sevdirmeye çalışmışlar.Başardılar da...Her yetişkinin odasında (bende dahil) miniğinden de olsa bir ayıcık bulunuyor.

                             23 Nisanınızı en içten dileklerimle kutlar,umarım ilerleyen yıllarda da bu zamandaki gibi çocuk bayramımıza gereken özeni göstermeye devam ederiz.

22 Nisan 2016 Cuma

She Was Pretty Konusu-Dizi Yorumu



Selam çingularım.Uzun zamandır yazamadığımın farkındayım bu yüzden bunu izlediğim dizimi tanıtarak telafi etmek istedim aynı zamanda başka insanları niye bu güzel diziden mahrum edeyim dedim.Diziye yayınlanma döneminde başlamış ve 11.bölüme kadar ilerlemiştim.Daha sonra sınavlar vs.derken dizi aksadı,aksayınca da ben soğudum.1 hafta önce diziye baştan başladım ve bugün bitirdim.


Oyuncularımız Park Seo Joon,Hwang Jang Eum,Choi Siwon ve Go Joon He.Öncelikle şunu belirtmeliyim diziye bayıldım.Diziden kalite akıyordu resmen.Hele hele uzun zamandır kaliteli bir Kore dizisi bulamamışken ilaç gibi geldi diyebilirim.Beğenmediğim tek bir yönü vardı o da finaliydi,her Kore dizisinde olduğu gibi.Öyle zorlama olmuş ki 16 bölümlük Kore dizilerine karşı ön yargımı koruma ihtiyacımı fazlasıyla tatmin etti.Aslında Park Seo Joon için başlamıştım diziye.Şu Kill Me Heal Me'de ikinci adam olan Seo Joon için.Genelde ikinci adam fanıyımdır dizilerde (bof hariç-jun pyo varken ikinci adama bakabilmek mümkün mü :).Kill Me Heal Me'de de bu huyum değişmemişti.Ve gene salya-sümük gene gözyaşı.Sanırım Kill Me Heal Me'de o çifti seven bir tek bendim çünkü Y'tube'da ikisiyle ilgili hiçbir videoya rastlamadım.Her neyse,konumuza dönecek olursak,Choi Siwon'un profesyonel anlamda ilk oyunculuk deneyimiymiş sanırım.Yani bir dizisi var ama ben onu çok profesyonelce görmüyorum.Başarılı olmuş mu derseniz,fazlasıyla hem de.Başından beri oyuncu olsaymış da o güzel yeteneklerinden hiçbirimiz mahrum kalmasaymışız keşke...Hwang Jang Eum'a laf yok zaten.Benim gözümde Ha Ji Won bir,Jang Eum iki...


Konusuna gelecek olursak:Seo Joon ve Jang Eum çocukluk arkadaşıdır.Jang Eum çok güzel bir kız,Seo Joon ise tombiş bir çocuktur.Seo Joon'un Amerika'ya taşınmasıyla yolları ayrılır.Yıllar sonra Kore'ye gelen Seo Joon Jang Eum'a mail atar ve buluşmayı teklif eder.Seo Joon'dan mail alan Hwang Jang Eum deyim yerindeyse havalara uçar.Buluşma yerinde Seo Joon'un kendisini tanımamasına üzülen Jang Eum kendisi yerine en iyi arkadaşı Joon He'yi gönderir.Çünkü eski güzel halinden eser kalmamıştır.



                   Hazırsak eğer karakterlerimizi tanıyalım:



Hwang Jang Eum-Kim Hye Jin


Başta güzellik abidesi iken daha sonraları babasından aldığı genlerin baskın çıkmasıyla çirkin birine dönüşüyor.Bence çirkin değil bakımsız duruyordu daha çok.(kore dizisi klişeleri vol 2).Her dizide olduğu gibi sonradan güzel birine dönüşüyor haliyle :).Hoşuma giden ayrıntılardan bir tanesi de çirkin yüzünün zaman zaman gösterilmesi oldu.Yaptığı makyajla oluşturulan güzelliğe sadık kalınmadı.




Park Seo Joon-Ji Seung Joon


 
Tombiş çocuğumuz büyünce yakışıklı bir adama dönüşmüş ve Baş Editör Yardımcısı sıfatıyla ''The Most'' adlı dergide çalışmaya başlamış daha sonra Kore'ye gelmiştir.Amerika'da kaldığı süre içindeyse soğuk ve samimiyetsiz bir adama dönüşmüştür.


Choi Siwon-Kim Shin Hyuk

The Most dergisinde Editör sıfatıyla çalışan Shin Hyuk'umuz,Kim Hye Jin'in The Most'a stajyer olarak gelmesini sağlamıştır.Geldiği zaman itibariyle de sürekli ona takılmaktadır.Bir süre sonra Hye Jin'den hoşlanmaya başladığını hisseder.Fakat hislerine karşılık bulamaz :(



Go Joon He-Min Ha Ri

Kim Hye Jin'in en yakın arkadaşı Min Ha Ri.Hye Jin kendini Seung Joon karşısında fazla yetersiz bulduğu için en yakın arkadaşını kendisi yerine Seung Joon'la buluşmaya göndermiştir.Başlarda oyun olsa da Min Ha Ri yavaş yavaş Seung Joon'dan hoşlanmaya başlayacaktır.


Not:Bu bölümden sonrası spoiler içerir!



                      
Dizide bayıldığım birçok ayrıntı var,hangisinden başlasam bilemiyorum.Öncelikle Hye Jin'in güzelleştikten sonra da aynı karakterde bırakmaları hoşuma gitti.Çünkü senaristler bir kızı güzelleştirdi mi karakterini de bir o kadar bayağılaştırıyorlar.Küçük küçük serpiştirilmiş gizemler ise dizi boyunca zevkimize zevk kattı.Özellikle Kim Poong Ho'nun başkanın oğlu çıkmasına baya şaşırdım çünkü başından beri Shin Hyuk diye tahmin ediyordum.Neredeyse emindim hatta.Min Ha Ri'nin giysilerine ise bayıldığımı söylemeliyim(ve fiziğine :).The Most ekibi ise sıcak mı sıcak aile gibi bir ekipti.Hiçbir samimiyetsizlik sezmedim.Beğenmediğim tek yönü,yukarıda da bahsettiğim gibi finaliydi.Öylesine zorlamaydı ki izlediğim 15 bölümün güzelliği bir anda uçup gitti sanki.Artı olarak son 2 bölümde Kim Shin Hyuk'u çok az gösterdiler.En azından düğünlerini göstermeliler ve Shin Hyuk'u da orada ortaya çıkarmalılardı bence.Buna rağmen çerezlik bir dizi olarak kalmadı gözümde...

                       Sonuç olarak diziyi beğendim.İzleyin,izlettirin!




BONUS!


















                   





19 Mart 2016 Cumartesi

Senden Bana Kalan:Film Tanıtımı-Yorumu



                 Merhaba arkadaşlar!Bugün yeni bitirdiğim bu filmi sizlere tanıtmak aynı zamanda düşüncelerimden de bir parça aktarmak istedim.Hazırsanız eğer,haydi başlayalım!


                 Öncelikle başrol oyuncularımız Neslihan Atagül ve Ekin Koç.Neslihan Atagül'ü fazla samimiyetsiz buluyorum açıkçası.Bana hiçbir duyguyu doğru düzgün aktarabilmişliği yok kendisinin.Aslında sevemememde ki artı bir etken sürekli 'zengin velet' rollerine verilmesi de olabilir çünkü bu filmde fazlasıyla beğendim.Film A Millioner's First Love adlı bir Kore yapımından alıntı ve Kore versiyonunu daha önceden izlemiştim.Pek de beğenmedim açıkçası.Neden diye sorarsanız,genel olarak eski yapım filmleri sevemiyorum (yapım yılı 2005 olması lazım).Buna rağmen konusu fazlasıyla ilgimi çekmeyi başarmıştı.


                 Konusuna kısaca değinmek gerekirse:Özgür çok şımarık (tabiri caizse züppe) olarak yetiştirilmiş fazlasıyla zengin bir gencimiz.18 yaşına bastığında bütün miras ona kalacaktır ama dedesinin bir vasiyeti vardır:İstediği köye gidip okulunu bu köyde bitirmesi...Elif ise bu köyde yaşayan iyi,saf,temiz bir kızımızdır.Acaba hikayenin sonu ne olacaktır?


                 Arkadaşlar,öncelikle filmi çok beğendim.Olay örgüsü,mekan,zaman,her şey çok güzeldi.Aktarılan konunun işleniş üslubunu fazlasıyla beğendim.Göze batan fazla bir şey yoktu ve karakterler cuk oturmuştu.Özellikle dram severler için şiddetle tavsiye edilir.İzleyin,izlettirin!


                Uyarı! Bundan sonrası izleyenler içindir,eğer izlemediyseniz göz bile kaydırmayınız :)


             




                       Bu filmde de hoşuma giden birçok ayrıntı var.Ne kadar her detay alıntı olsa da bir Türk yapımı olarak bizlere hiçbir yabancılık hissettirilmedi.Örneğin;parmaklarına yaktıkları kınalar...Çok hoşuma gitti ve bütünüyle kalbimi fethetti.Artı olarak köyün şirin mi şirin güzel mi güzel oluşu...Ben biraz daha kıyafetlerin köye uygun olmasını beklerdim ama abartısı da sanırım fazla köyvari olurdu.Sergilenen tiyatroyu da çok beğendim.Özellikle final sahnesi beni benden aldı.Çünkü önceki versiyonunda gözlerim bile dolmamışken bu sahnede salya sümük ağladım.Sonuç olarak,duygular doğru bir biçimde bir bütün olarak çok güzel aktarıldı.



                Benim düşüncelerim bunlar.Bana her türlü fikrinizi ulaştırabilirsiniz.Beni buraya kadar dinlediğiniz için teşekkürler!Kendinize iyi davranın!

27 Şubat 2016 Cumartesi

Dream High:Büyük Hayallerim Var Benim!




Merhaba sevgili dostlarım!Bugün yeni bitirdiğim bir diziyi sizinle paylaşmak istiyorum.Dizimizin ismi Dream High (Büyük Hayaller).Aslında bu diziyi 2 sene önce görmüştüm fakat müzikal dizilerini (ya da filmlerini) pek sevmediğim için (for example high school musical) çok büyük ön yargıyla yaklaşmış ve 'Ben bunu asla izlemem.' demiştim.Neden?Çünkü bir saatlik bir bölümün 50 dakikasında da şarkılı türkülü sahneler görmek istememiştim.Ama fazlasıyla yanılmışım.Olay örgüsü öyle akıcı ki '16 bölüm ne ara bitti?' moduna girdim.Abartmıyorum.Ayrıca başka bi' takıntım daha var.16 bölümlük dizileri izlemem genelde.'Neden bacım?' diye soracaksınız.Çünkü 16 bölümlük diziler sanki 20 bölüm olacakmış da o 4 bölümü sonlara tıkıştırmışlar gibi hissediyorum.Genelde de öyle oluyor.Bir istisna hariç(bununla birlikte 2):Bride of Century.Bu da başka bir yazının konusu.



Kısaca konumuzdan bahsetmek gerekirse:Yukarıdaki afişte gördüğünüz gençlerin sanat okulunda en iyi olabilmek için verdikleri mücadeleler konu alınıyor.Bölümün başında Grammy Ödülleri'ne aday olmuş Koreli 'K' adlı bir sanatçıdan bahsediliyor.Ve o sanatçı bu 6 kişinin birlikte olduğu fotoğraf karesindeki bir kişi.Sonrasında bunlar bir şekilde bir araya geliyor ve olaylar başlıyor.


Karakterleri kısaca tanıtmak gerekirse:






Go Hye Mi-Bae Suzy


Bu kadının dizisini ilk defa izledim.Fena da oyunculuğu yok hani.Güzel kız ellam.Oynadığı karaktere değinirsek soğuk ve kibirli birisini canlandırıyor.Başlarda sinir olmadım değil ama sonradan tatlı mı tatlı sempatik birine dönüşüyor.





Song Sam Dong-Kim Soo Hyun

Açıkçası Kim Soo Hyun'u pek beğenmiyorum.Özellikle My Love From The Stars dizindeki o saçlarından sonra.Fakat bu dizide acayip ısındım.Aksanı da çok hoştu.İsmini başta biraz garipsesem de sevdirdi kendini kerata.




Jin Gook-Taecyeon


2PM grubundan Taecyeon kendisi (miş).İtiraf edeyim bu dizide Suzy hariç diğerlerinin şarkıcı olduğundan haberim yoktu(bir de IU).Bu çocuğa da diziye başlamadan sinir olmuştum (tipine daha doğrusu).Sonra dedim nasıl böyle bir hata yapabildin?Şarkıcı olmasına rağmen oyunculuğunu da çok beğendim.





Jason-Jang Wooyoung

Ben bu adama dizi boyunca öldüm-bittim.Zaten diziye bu adam için başlamıştım,valla pişman da etmedi beni.Dizide favori çiftim bununla Pil Suk'tu.Hele o ingilizce konuşması.ah ah!Yaktın beni Jason!





Kim Pil Suk-IU


Ben bu Kim Pil Suk karakterine bayıldım.Hele hele başlarda kilolu olması sonra hazırlık sınıfına alınması ve kilolarından kurtuluşu.Her şeyini çok sevdim.





Yoon Baek Hee-Ham Eun Jung
         
Bu kıza başlarda yapılanlara ağzım açık kaldı.'Yürü be kızım,kim tutar seni!' dedim.Ama-fakat-lakin bu kız sonradan işin cılkını çıkarttı.Sanırım senaristlerinde istediği buydu.Başardılar da yani.



                             

Ek olarak Kang Oh Hyuk ile Shi Kyung Jin var.Oh Hyuk karakteri o kadar hoşuma gitti ki başka bir adam olsa böyle hissettiremezdi diye düşünüyorum.Kyung Jin'in ise başlarda sert hocayı oynayıp sonlara doğru yumuşaması çok hoşuma gitti.




                          Çingular,sonuç olarak ben diziye 'bayıldım'.Mutlaka izleyin!


                       

22 Şubat 2016 Pazartesi

Dedikodu Kazanı



                              Selamlar sevgili okuyucularım!Bugün biraz da dedikodudan bahsedelim dedim.Maalesef toplum olarak ilerlediğimiz tek konu dedikodu.Dedikodusunun yapılmasından rahatsız olan bir ben değilimdir herhalde...Umrumuzda değil havalarına girsek de zihnimizin gerisinde kırmızı bir bayrak gibi sallanır gün boyu.



                              İnsan istemese de takıyor be kardeşim!Özellikle bu fiil tanıdıkların tarafından gerçekleştirilmişse...En önemli noktası ise hiçbir şey olmamış gibi yüzünüze gülüyor olmalarıdır.Küçükken şahit olmuşsanız bu olaya başlarda asilik yapmaya çalışırsınız,baktınız bi' zıkkım olduğu yok,her zamanki yaşantınıza devam edersiniz.Ama büyüyünce işler bir tık daha değişiyor maalesef.Duyduklarına rağmen bunları sindirmen gerekiyor artık.En zoru alışmak gerekiyor.'Nasıl alışayım kardeşim,hiç mi gururun yok senin!' diyenleriniz olabilir elbette.Ama bu durumu sık yaşamış olanlar bana hak vereceklerdir.'Kan,sudan daha yoğundur.' diye bir atasözü vardır.Yani maalesef bu durumdan hoşnut olmasanız bile gene 'sevdiklerim' diyorsunuz.



                               Şaşırdığım artı bir husus ise söylenenlerin yarısının yalan olmasıdır.''Yemeğin çok kötü olmuş,dedi.'' Yav mümin kardeşim,ben ne zaman senin yemeğine kötü olmuş dedim.Beğenmemişimdir,yememişimdir amenna.Fakat olayı bu kadar dolandırıp da sonucunu bu şekilde bağlaman biraz ağır kaçıyor.''Tüm gün boyunca oturdu,hiç yardım etmedi.'' Allah'tan kork be vicdansız!Dinleneyim diye oturduğum 5-10 dakika hiç yardım etmedi mi oldu şimdi?



                               Maalesef bunlar gerçekler!İstesek de istemesek de dedikodu hayatımızın bir köşesinde var.Belki bizim arada bir kaçırdıklarımızda var :) Hal böyle olunca şikayet etmeye de utanıyor insan (yaptıysak da yalan söylemedik,doğruları söyledik :)


                               Derdimi bir nebze aktarıp paylaşabildiysem ne mutlu bana!Kendinize cici davranın!

19 Şubat 2016 Cuma

Taşınma Telaşı




                       Başlıktan da anlaşılacağı üzere,başka bir eve taşınıyoruz.Aslında biz mi evi satın aldık yoksa ev mi bizi,orası biraz muallak.Ne demek istiyorum?Temizliği takıntı yapmış büyüklerimin yanında temizlik yapmaktan bahsediyorum.''Anne,tamam temizlendi işte.'' ''Hayır canım beyazlamadı orası.'' ''Anne,kaç defa sürttüm,beyazlamıyor işte!'' ''İyi sürtmemişsindir sen.'' Göründüğü üzere asıl sorunumuz benim pencere kenarlarını iyi sürtememiş olmam.Ya da fayansların üstünden en az 20 kez geçmemiş olmam.

                     


                        Aksine pis biri değilim.Temizlik yapmayı ben de severim.Ama bu olay annemle birlikte çin işkencesine dönüyor.''Orada siyah bir nokta kalmış,iyice sil bakiyim orayı.'' Normal bir temizlik hali bu kadar acı veriyorken,yeni taşındığımız evdeki temizliği söylemeyi gerek bile bulmuyorum.Artı olarak annemde simetri hastalığı var.Hah!Tablo şimdi tamamlandı.''SeRa,o kovayı düzelt bakiyim,gene yamulmuş.Şu bezi silerken düzgün tut.O süpürgenin hali ne öyle,çabuk çevir!''



                       Sıkıntım büyük değil fakat,katlanılacak gibi de değil.Umarım beni anlarsınız.Kendinize iyi davranın!

18 Şubat 2016 Perşembe

The King 2 Hearts Konusu-Dizi Yorumu

          
Güzel bir günle birlikte hepinize merhabalar!Bugün çok önceleri izlediğim fakat önermeden de olmaz diyeceğim bir diziyi tanıtmak için burada bulunuyorum. (yılın seçkin konuşmacısı) Lafı fazla uzatmadan tanıtımımıza geçelim:






Başrollerde Lee Seung Gi ve Ha Ji Won var.Ha Ji Won'un oyunculuğunu çok beğenirim ama buradaki o Kuzey Kore aksanını hiç yakıştıramadım.Fazla çocuksu kaçmış.Buna rağmen o hala Ha Ji Won ve kalitesini fazlasıyla hissettirdi.


 Konusuna gelecek olursak:Lee Jae Ha (Lee Seung Gi) Güney Kore'nin prensidir.Fakat çok başına buyruk,fazlasıyla ukala bir tiptir.Kral olan abisi ise Güney ile Kuzey Kore'nin birleşmesini,tek bir devlet olmasını istemektedir.Bunun için WOC adlı turnuvada Güney-Kuzey Kore birlikte yarışacaklardır.Turnuvaya katılacak olan isimlerden birisi de Lee Jae Ha'dır.Prensimiz başta oflayıp puflasa da sonradan kabul etmek zorunda kalır.Kim Hang Ah (Ha Ji Won) ise Kuzey Kore askerlerinden biridir.Fakat asker olduğu için hiçbir erkekle doğru düzgün bir ilişki yaşamamıştır.WOC'ye katılmasının sebebi ise komutanının turnuva sonunda onu biriyle evlendirmesi için verdiği sözüdür.

Benim fikrimi sorarsanız kaliteli nadir dizilerden biriydi.Dizi biraz da siyasi içerikli ama her kesime hitap ediyor.Her bölümün sonunu öyle bitiriyorlar ki ara verdiğinde gideceğin hela yolunu Usain Bolt'tan daha hızlı katediyorsun.


Dizi boyunca o Kuzey Kore aksanı bana saç baş yoldurttu.Ancak olayların akışı o kadar meraklandırıcı düzeydeydi ki bazen sinir olmaya fırsatım bile olmadı.Zaten bir süreden sonra alışıyorsunuz.Ama şunu itiraf edeyim o aksan yüzünden 1.bölümde diziyi bırakıyordum.Beni durduransa gene Ha Ji Won oldu:''Yav bu kadının oynadığı kalitesiz bir yapım mı var,izle gitsin!'' dedim.İyiki de izlemişim.Size de şiddetle tavsiye ederim.




Not:Bu bölümden sonrası spoiler içerir.



                    

Dizide en sevdiğim ikiliydi açıkçası.Başta Eun Shin Kyung ikinci adam konumunda olacakmış gibi bir his verilse de senaristleri tebrik etmek lazım,ortaya müthiş bir çift çıkardılar.Ama adamı öldürmeseler iyiydi.O bölümde nasıl ağladığımı bir ben bir de anam bilir.''Kız manyak ne deli gibi ağlıyorsun,bir şey mi oldu?'' ''Hayır anne Eun Shin Kyung'u öldürdüler!Nasıl ölür yaaa!'' ''Eşeğin sıpası!''




Yalnız bu adamı en içten samimiyetimle tebrik etmek istiyorum.Bir adam rolünü bu kadar benimseyebilir.Manyaklıkta sınır tanımadı ama diziyi özel kılan sebeplerden biri de şu:Normalde Kore dizilerinde kötü adam dizi sonunda iyi birine dönüşür,diğerleriyle sanki hiç onlara kötülüğü dokunmamış gibi can ciğer kuzu sarması oluverir.Bu adamın ise dizi boyunca hatta dizi sonunda bile kötü kalması,Kore dizilerinin klişelerinden bir nebze kurtarıyor bizleri.
                   


 Artı olarak kralın ölümü de beni fena halde şoka uğratmıştı.Adam sanki dizinin yerlisi gibi 20 bölüm boyunca duracak diye beklerken yukarıda ki şahıs tarafından alaşağı ediliverdi.Lee Jae Ha'nın ise kral olduktan sonra olgun bir adama dönüşmesi de güzel ayrıntılardan bir tanesiydi.





                         Sonuç olarak diziyi izleyin,izlettirin.Kendinize iyi davranın.SeRa kaçar!

15 Şubat 2016 Pazartesi

Kendini Sevdirememek



                Hepimizin kendini başkalarına sevdiremediği zamanlar olmuştur.Ne kadar hanım hanımcık,terbiyeli çocuk tavırlarına girsek de sevdiremeyiz kendimizi.Sonra ''O kadar kastım kendimi,demek beni sevmezsin.O zaman ben de seni sevmiyorum.'diye triplere gireriz.Aslında tepkimiz neden bizi sevmemiş olduğudur.''Ne yaptım da beni sevmedi ?'' diye gece yatağımıza girince kara kara düşünürüz.



               Benim de kendimi sevdiremediğim biri oldu.Hem de öyle böyle değil.Gözümün üstünde kaşım var diye sevilmiyorum resmen.Her yaptığım yanlış geliyor karşımdakine.Yakasına yapışıp''Ne yaptım ben sana,söyle be kadın!'' diyesim var.Fakat cesaretim yok.Başıma gelmeyen bir durum değil fakat sanki dünyaya gelmem başlı başına bir yanlışmış gibi. 'Seni dölleyen o spermi bulursam...'


               Neyse,zaman böyle geçip giderken (ve ben de için için kendimi yiyip bitirirken) bu şahıs (x or y) bize geldi.Kadını her gördüğümde afakanlar basması bir tarafa içimdekileri de dökememenin huzursuzluğu aldı başını gidiyor.Cesaretimi topladım:''Sanırım yanlış bir harekette bulundum.'' dedim.Tiksindiğini belli eden o koca gözlerini belertip:''Ne?'' dedi.''Hissettiğim kadarıyla benden pek hoşlanmadınız.'' dedim.O an ki cesaretime yazarken bir kez daha hayran kaldım.''Evet çünkü seni oğluma alacaktım fakat hal ve hareketlerinden hiç hoşlanmadım.'' Hah!Sonunda kustu içindekileri.Bir dakika,ne?Beni oğluna alacakmış da hareketlerimi mi beğenmemiş?''Ne yanlışımı gördünüz?'' ''Gelen erkeğiyle de kızıyla da maşallah sıkı fıkı oluveriyorsun.Seni oğluma gelin alsam gene her erkekle konuşacak mısın?''



             Velhasıl başımızdan böyle bir olay da geçti.Tek suçum y kromozomu taşıyanlarla konuşuyor olmammış.İslama düşkünlüğünü belirtiyor (!) teyzemiz bir nevi.Hangi peygamberin sadece hemcinsleriyle konuştuğunu gördün?Hadi onlar erkek diyelim.Peki ya hanımları?Hiç mi bir erkekle konuşmamışlar.Sorsan konuşmamış derler.Cahil miyiz yoksa algı seviyemiz bu kadar mı düşük?Hala anlamlandıramadığım bu olayları yazarken bir yandan utanç duysam da duyurmakta fayda var diye düşünüyorum.Böyle insanlar gerçekten var!

7 Şubat 2016 Pazar

Playfull Kiss Konusu




Herkese selamlar!Bugün size izlediğim ilk Kore dizisini takdim etmek ve tanıtmak istedim.Aslında izleyeli uzun zaman oldu ama ilk olduğu için unutulmazlar arasında...


Konusuna gelirsek:Baek Seung Jo adında dahi bir erkeğimiz ve Oh Ha Ni adında pek de zeki olmayan ve bir o kadar da beceriksiz bir kızımız var.Bu beceriksiz kız Baek Seung Jo'ya aşık olmuştur.Bir gün ona aşkını itiraf eden bir mektup yazar fakat karşılığını bulamaz.Aksine Seung Jo tarafından mektubundaki imla hataları düzeltilmiş ve bütün okula rezil olmuştur.Buna rağmen Seung Jo'yu sevmekten vazgeçmez.



                    Bundan sonrası spoiler içermektedir.Dikkatli olmakta fayda var :)



             
Oh Ha Ni'nin aşkı fazla abartılmıştı ve çocuksuydu.Buna rağmen yeniden izlemişliğim vardır diziyi(ilk göz ağrısı sonuçta).Kore'de de baya tutulmuş bildiğim kadarıyla.Zaten bizlerin ilk Kore dizileri ya BOF ya da Playfull Kiss'dir...Böyle eleştirdiğime bakmayınız.Kız rolünü harbiden güzel oynamış.Kıza ''Senin hiç mi gururun yok be kadın!'' demediğim bir an olmadı.



Allah'ım bu çocuk da öyle soğuktu ki...Adam iyi mi oynamış kötü mü bilemiyorsun.Dizi boyunca suratı asık dolaştı.Senaristler izleyicilere acımış olmalılar ki ilerleyen bölümlerde bir-iki saniyeliğine güldürdüler çocuğu.(hallelujah!)



Bir de Boon Joon Gu ile Gi Tae Sunbae vardı.Sunbae dizide 10 dakika oynadı ama benim kalbimi fethetti resmen.Dizi bitti,ben hala ''Neden Gi Tae değil,neden?!'' diye isyan ediyordum.Bakınız:





Buna rağmen dizide bazı saçmalıklar yok değildi.Mesela Oh Ha Ni banyodan çıkmış,yarı çıplak,Baek Seung Jo ile mahrem şeylerden bahsediyorlar sonra babası geliyor ''Oğlum siz devam edin,ben hemen gidiyorum!'' havasında.Kardeş,yanlarına bi' git,siz burada ne yapıyorsunuz diye bağır çağır;iki tekme tokat at.Abartının da böylesi,demeden edemedim.



Kore dizilerinden edindiğim diğer bir tecrübe ise,dizinin 15 bölüm boyunca mükemmel ilerleyip,sonunun saçma bir şekilde bağlanması...İlk tecrübemi de bu dizide yaşadım haliyle.Sonu güzel biten diziler çok nadir.Bu dizi de çoğunluğa uyup,ben de yapmazsam olmaz,demiş ve finalini mahvetmiş.Böylesine bir finale rağmen aklınızda yer edinenler ise Baek Seung Jo'nun dizi boyunca gereksiz mesafesi,Oh Ha Ni'nin abartılmış yapışkanlığı ve ikisinin apar topar evlenmeleri ile Boon Joon Gu'nun Busan aksanı.


           Diziden birkaç replik:















...ve buna rağmen:







                  Zevkle izlemeniz dileğiyle...